Karlılık ve nakit akışı şirketlerin temel motivasyonu, hatta varlık sebebi. Son yılların değişmez temaları global krizler ve Avrupa’daki borç krizleri ile karlılık daha da hassas bir konu haline geldi. Durum böyle olunca her türlü yatırımın getirisini mutlaka ortaya koymak ve yatırıma sponsor olacak kişilerin desteğini kazanmak hayati önem taşıyor. SOA projeleri için de bu durum geçerli. Hele tüm organizasyonun IT altyapısını ele alan, organizasyon çapında bir SOA dönüşümü planlıyorsanız, şirkete ne kadar para kazandıracağınız konusunda ciddi kafa yormak gerekli.
SOA’nın getirisini hesaplamak her zaman için kolay değil. Daha önce yapılan bir işi servis olarak ifade etmek size ne kazandırmış olabilir? Bunu bu şekilde bir pazarlama çalışanına anlatsanız tepkisi ne olurdu?
SOA’nın getirisini ortaya koymak için tipik göstergeler var şüphesiz. Bunların en çok bilineni Yeniden Kullanılırlık. Yani bir servisi ne kadar çok yeniden kullanıyorsanız o kadar yatırımınız geri dönüyordur. Başka bir gösterge de uygulama geliştirme zamanınızdaki kısalma. Bir işi yapmak için elinizdeki servisleri türlü şekillerde orkestre edebiliyorsanız aslında pazara-sunma-zamanınızı (time-to-market) da kısaltıyorsunuz demektir. Tabiki buradaki örneklerde asıl işin bu göstergelerin parasal etkilerini formüle edebilmek olduğunu söylemek gerekli.
Aslında yapılması gereken şey, servisleri yaratmaya başlamadan önce hangi iş amacına hizmet edeceğini, hangi iş sıkıntısını çözmekte yardımcı olacağını, hangi iş stratejisinin uzantısı olduğunu açıkça ortaya koymuş olmak. Böylece hem sponsorlarınızın, hem de üst yönetiminizin ilgisini çeken bir hikayeye sahip olabilir, gerekli desteği sağlayabilirsiniz. Hem de servislerinizin getirisini formüle etmek için bir senaryoya da sahip olmuş olursunuz.
Benim ilham verici bulduğum, SOA’nın getirisini gerçek örneklerle ortaya koyan diğer iki kaynağı da paylaşmak istiyorum. Biri SOA Consortium’un diğeri ise The Open Group’un derlediği Örnek Olay İncelemeleri (Case Study):
Baştan uyarmak isterim, başlık bu yazı için biraz fazla zengin duruyor. Aslında, bu yazıda sadece bu teknolojilere giriş niteliği taşıyan, sevdiğim videoları derlemeye çalıştım. Başlangıcı da Berkeley DB‘nin yaratıcılarından ve Berkeley DB’yi almasından sonra doğal olarak Oracle çalışanı olan, şimdilerde ise Cloudera‘nın CEO’su Mike Olson‘ın röportaj (ayak üstü sohbet) videosuyla yapmak istiyorum. Mike Olson bu video’da sadece bu teknolojilerden bahsetmekle kalmıyor, işin tarihçesini ve neden bu fikirlere gerek olduğunu da anlatıyor. Zaten Olson’ın firması Cloudera’da bir nevi “Hadoop’u dünyevi faniler düzeyine taşıma” işiyle uğraşıyor. Teknoloji bir yana, Olson’ın mütevaziliği de dikkat çekici.
Hadoop bir şekilde ismini duyduğumuz ya da duymaya başladığımız (bu yazıyı okuyorsanız zaten duymuş olduğunuz) bir teknoloji. Hadoop’un ismi Google ile beraber anılıyor dersek yanlış söylemiş olmayız. Google’ın yüksek boyutlu ve şekilsiz (unstructered) verileri, sıradan bilgisayarlara paylaştırılan işler yardımıyla, yüksek hızlarda işleyen MapReduce teknolojisinden yola çıkan bir teknoloji Hadoop. Daha doğrusu, MapReduce’un Apache altındaki açık kaynaklı versiyonu. İşin kaynağına inip, MapReduce’u biraz anlayabilmek isteyen akademiklere göre de videomuz var. Buyrun Berkeley Üniversitesi‘nden MapReduce 101 dersi.
Yukarıda şekilsiz verilerden bahsettik. Şekilsiz veriler için kısaca tablolara koyamadığınız ya da tablolara koymak için yeterli zamanınızın olmadığı ya da tablolara koysanız bile istediğiniz analizleri yapamadığınız veriler diyebiliriz. Twitter’ın verisini ve o veri üzerinde metin tabanlı yapılan sorgulamaları veya mesajlar ve/veya kullanıcılar arasındaki ilişkilerle ilgili sorgulamaları ve bu verilerin artış hızını ve büyüklüğünü düşünmek bile aslında ihtiyacı ortaya koyuyor. Yani elinizdeki veriler öyle bir hal alıyor ki Oracle DB’ye zibrilyon dolar para dökmek bile kar etmiyor. Bu yüzden çeşitli yöntemler ortaya konuyor ve bunlara da genel olarak NoSQL deniyor.
NoSQL aslında “SQL filan yok artık” demek değil, aksine “SQL evet ama sadece o da değil” demek. Başka deyişle, NoSQL = Not Only SQL. NoSQL başlı başına bir uzmanlık konusu, üzerinde daha da yazılması gereken bir başlık. Şimdilik NoSQL için veriyi ilişkisel veritabanlarının (RDBMS) katı tutumlarına karşın, daha esnek yöneten ve kullanan veritabanları diyebiliriz. NoSQL’in türevleri ve mevcut NoSQL projeleriyle ilgili listeyi bu linkte bulabilirsiniz.
Benim favori NoSQL türevim graf veritabanları (graph databases)… Graf veritablarında da önceliği neo4j çekiyor. Son olarak da neo4j’in yaratıcısı Emil Eifrem‘den graf veritabanlarını dinleyelim.
Son olarak dedim ama, bizde de bulut bilişim hakkında katkılar olmuyor değil. Bu video’yu da paylaşmamak olmazdı.
Hakkında
Merhaba. Adım Mehmet Akyüz. Çözüm Mimarıyım, başka bir deyişle Solution Architect olarak çalışıyorum ve hergün içinde SOA olan cümleler kuruyorum. Bu blog tamamen kişisel fikir ve görüşlerimi içerir. İşverenimle bu blog arasında her hangi bir bağ yoktur.
Hi. I'm Mehmet Akyuz. I work as a Solution Architect and I use the word "SOA" in my daily life a lot. This blog only contains my personal views, thoughts and opinions. It is not endorsed by my employer nor does it constitute any official communication of my employer.
Bu sitedeki içerik site sahibinin yazılı onayı olmadıkça ticari amaçlar için kullanılamaz.
Ticari olmayan amaçlar için site ve yazar referans gösterilerek, benzer içerikteki amaçlar için ve birebir içeriği kopyalamamak kaydıyla kullanılabilir.
Site sahibiyle içerik hakkında iletişim için bu formu kullanabilirsiniz.
soa-tr'ye mobil telefonunuzdan m.soa-tr.com adresinden erişebilirsiniz. Telefonunuzun barcode desteği varsa yandaki QRCode'u kullanarak bookmark'larınıza da ekleyebilirsiniz.